Hakkımızda

Zıp Zıp hicri 1321 (1903-1904) doğumlu büyük dedemize Mehmet Sepetci ye verilmiş lakaptır.1910-1920'li yıllarda burada yörüklerle birlikte yabancı uyruklu kişilerin de yaşadığı söyleniyor.Bu yıllarda şuan bulunduğumuz yerden 800 metre aşağıdaki kümbet sarnıcı yapan, Yunanistan'dan geldiği ve isminin söylenişi "Zifi" olarak bilinen bir usta yaşarmış.Usta İneğini, bakması için yörük gelinine verir. Yörük gelini ineği çok sağıp, buzağıyı çok zayıf bıraktığı için iyi olmayan türkçesiyle Feristah gelin ineği şıp şıp şıp şıp sağarken buzağıyı çömleğin içine oturttu" diyerek henüz çocuk olan dedemize yakınırmış.

Muzip bir çocuğun diline takılan bu pek iyi olmayan türkçe bu yakınmayı "şıp şıp,zip zip diye kimi zaman ustayla, kimi zamanda arkadaşlarına şakayla karışık anlatırmış. Zamanla bu zıp zıp dedemize lakap olarak takılmış.

Cumhuriyet sonrası usta ve diğer yabancı uyruklu kişiler ülkelerine dönmüş, yörüklere bulundukları yerde kalmalarını söylemiş. Dedemiz zıp zıp'ın babas Milas'ın sepetciler köyünden buraya geldiği için soyadı kanunuyla soyadımız "Sepetci" olmuş.

1930'lu yıllarda şuanki zıp zıp'ın, muhtarlığın,okulun hatta "burası köyümüzün kabirliği olsun" diye gösterdiği çaprazımızdaki mezarlık ,Mehmetçe' ye (Mehmet Çat) ait olup köyümüze hibe etmiştir. Onun izniyle 1932'de zıp zıp dedemize borç malzemeyle okulun şuanki yerine çardaktan bir kahve yapmış.

Bu arada zıp zıp dedemiz Mehmetçenin kızı Gülsüm'e aşık olmuş ve kaçırmış, abileri buna çok sinirlendiği için kahveyi yakmış. Zıp Zıp dedemiz için zor yıllar başlamış. Tarım, çiftçilikle uğraşmış "Bezleri var sık sık kendi adı zıp zıp!" diye naralarda menevrek pantolonuyla, eşeğiyle dolaşarak geçimini sağlamış. Evlendikten tahmini on yıl sonra Gülsüm ninemiz ve çocuklar hasta olmuş. Dört çocuklarıda vefat etmiş. Maddi çaresizlikler ve bu durum karşısında , çaresiz kalan Gülsüm ninemiz kalan iki kızının evlatlık verilmesini istemiş ve geriye sadece oğlu "gara çocuk "diye bilinen Mustafa Sepetci kalır. Babasının hibe ettiği mezarlığa 1948'te ilk Gülsüm ninemiz girmiştir. Eşi vefat ettikten sonra hasta olan oğlunu iyileştirmek için elinden geleni yapmış dedemiz. 1950'li yıllarda Mehmetceyi de Gülsüm ninemizin yanına uğurlamıştır.

Şuan bulunduğumuz zıp zıp'ın yeri Mehmetce vefat ettikten sonra , zıp zıp dedemize verilmiş on beş metrekarelik çamurdan bir kulübeyle zıp zıp kahvesini yapmıştır. Eski Bodrum yolu buradan geçtiği için zıp zıp kahvesi, bakkalı, lokantası olarak hizmet vermeye başlamış. Zıp zıp dedemiz ve Mustafa dedemiz gece gündüz burada birlikte çalışmış. Yokluğun en kötüsünü gören dedemiz bu yerde paranın lafını hiç etmemiş. Biz arkadaşlarından "Açsan ye!, yorgunsan uyu!" hatta cebinde parası yoksa koyduğunu, bir de duayı eksik etmediğini dinledik. 1978'de eski Bodrum yolu alındığında lokanta kapanmış. Yağhane açılmış.1984'te zıp zıp dedemiz vefat etmiş.

Mustafa dedemiz oğullarıyla birlikte kahve, bakkal, yağhane, büyük baş hayvan bakarak , çalışıp babasının emanetine sahip çıkmış ve büyütmüş.Biz son kuşağa da ,zıp zıp lokantasını tekrar yaşatmak düştü. Lakabımızı ve hikayemizi anlatma borcumuz oldu. 
                  Zıp Zıp Ailesi